Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2002 » Demirkazık Peck Kulvarı Tırmanışı
Bu bize dezavantaj gibi göründüyse de otogarda çorba keyfi yapmamızı sağladı. Neyse sonunda bir araba geldi ve yanımızda transa gelmiş 3 kişi ve birkaç köylü amcayla beraber şoförle bir fiyatta anlaşıp arabayı erken kaldırmaya ikna ettik.

Demirkazık Peck Kulvarı Tırmanışı

Faaliyet: N5- Peck Kulvarı. (Demirkazık 3756m)
Teknik Malzeme: 2 adet 50m. 8.5mm’lik yarım ip, krampon, teknik kazma, kask, sikkeler, 2 tane ekspres seti, karabinler, prusikler.
Yazan: Güneş Ergüden

Pazar sabahı Niğde otogarda hoş bir sürpriz bizi bekliyordu. œ

–          Abi Çamardı arabası kaçta kalkacak?

–          Valla bugün kalkmaz herhalde ama gelir gelir.

Bu bize dezavantaj gibi göründüyse de otogarda çorba keyfi yapmamızı sağladı. Neyse sonunda bir araba geldi ve yanımızda transa gelmiş 3 kişi ve birkaç köylü amcayla beraber şoförle bir fiyatta anlaşıp arabayı erken kaldırmaya ikna ettik.

Baharda Aladağlara ilk defa geliyordum ve neyle karşılaşacağımı çok merak ediyordum. Niğde’den Çamardı yönüne giderken sanki 3 boyutlu bir Van Gogh tablosunun içinde yol alıyordum. Yolun sağı ve solu rengarenk çiçek tarlalarıyla dolup taşmış ve adeta insanın gözünü alan bir renk cümbüşüne dönüşmüştü. Gökyüzü masmaviydi, ama sevgili Aladağımız kendini gene gölgeye çekmiş yazın keyfini çıkarıyordu.

Meteoroloji Kayseri’ye 10 günlük parçalı bulut teşhisi koymuş ama yağış vermemişti, biz de buna güvenerek Demirkazık civarındaki bulutlara kafamızı takmadık. Ama güneyin üzerinin de kapalı olması kafalarda gene de bir soru işaretine neden oldu. Demirkazık köprüsüne geldiğimizde, Salim abi, biraderi Bilal abiyle beraber bizi karşıladı. Bilal abi Haydarları güneye götürecek, Salim abi de bizim ekibi Sokulupınar’a kadar bırakacaktı. Tabii ki önce Salim abi’ye uğranacak malzemeler alınıp bırakılacak, kahvaltı edilip çay içilecek.

Bora’yla bu faaliyetten sonra duvara gireceğimiz için üç çantayla geldik ve üçüncü çantada duvar malzemelerimiz ve temiz kıyafetler vardı. Bunları eve bıraktık, ev yapımı tereyağı, peynir, yufka, sucuk ve zeytinle karınları doyurduk. Çayları da içip daha rehaveti üstümüzden atamadan yola koyulduk.

Daha önceden hiç bilmediğim bir yüzüne gidecektim Demirkazık dağının. Sokulupınar yayladan Narpuz Boğazına geçip vadiden Peck kulvarının hemen başlangıcına kamp atacak, gece de zirveye çıkacaktık. Sokulu’da traktörden inince az önce yanından geçtiğimiz Sobek kampından bir amca bize doğru ilerlemeye başladı. Biz de hızla çantaları toplayıp hiç para tartışmalarıyla yorulmadan sıvışmaya çalıştık ama nafile. Adam ihaleyi alan Sobek’in gün başına kamp ücreti alacağını söyledi. Biz de kamp atmayacağız zirve yapıp ineceğiz tarzı sahtekarlıklarla sadece milli park giriş ücreti verdik. Narpuz boğazından akan dere kenarında ilerleyip nefis kaya duvarları arasından vadiye girdik.

Haziranda abuk sabuk yerlerdeki karlar erimiş, kulvarlardaki karlar da olağanca sertliğiyle gel beni tırman diyordu. Dağın dibinden epeyce yükseklere kadar devam eden bu dik beyaz yollar gerçekten de bu mevsimde dağı bir başka güzel yapıyormuş. Dağcılığın her türünü aynı anda yaşamak istiyordum ve bu hevesin de faaliyeti çok olumlu etkileyeceğini düşünerek çok zevkli bir şekilde ilerliyordum. Haldun Aydıngün’ün de kitabında okuduğum gibi yürüyüşün sonunu düşünerek değil de yürüyüş anından keyif alarak yürümek gerçekten insan psikolojisini çok olumlu etkiliyor ve enerji bitmez tükenmez bir cevhere dönüşüyor.

Vadinin bir yerinden kuzey batıya yükselip doğuya kıvrılan çarşağa girdik. Haziranın güzellikleri yanında bir kötülüğü de ayak altındaki tekerlek misali çarşakmış. Bastığın her yerde ayağın kayıyor, taşlar düşüyor ve yürüyüşün keyfini azaltıyor, enerjimizi tüketiyordu. Yaklaşık 2 saatlik çarşak tırmanışından sonra Peck kulvarının başlangıcına vardık ve hemen dibine kamp attık. Şansımıza kulvarın dibinden su akıyordu. Yakıtımızı kar eritmek için harcamayacaktık.

Bu arada bulutlar tepemizi iyice kaplamıştı, ama Salim abi’nin dediğine göre birkaç gündür böyleymiş, öğleden sonra kapıyor, gece açıyormuş. Gece 3’te kalkıp hazırlanmaya başladık. Hava açıktı. Akhan, Bora ve ben birer çanta aldık, Ulaş ve Burcu da bir çanta aldı. GPS’i açtım, kramponları taktık, kazmaları aldık ve 4.15 gibi kulvara girdik. Kulvar bir süre 30-50 derece devam etti. Keşke kazma yerine baton alsaydık diye düşündük. Yer yer kaya etrafları cam buzdu ve genelde kulvar tırmanışa uygun , front point tekniğinin uygulanabildiği sert kar olarak devam ediyordu.

Yaklaşık 1 saat sonra çatala vardık. Buradan sola mı sağa mı sapacağımız hakkında çelişkiye düştük. Her yer aynı yere(bu aynı yerin batı sırtı olduğunu acı bir şekilde öğrendik) çıkıyorsa, daha güzel gözüken sol kulvardan devam etmeye karar verdik. Bir yarım saat daha tırmandıktan sonra 3400 civarında düzlüğe çıktık. Önümüzdeki çanak yukarıda batı sırtındaki çentiğe ilerliyordu. Ulaş’ın tırmanıp çentiğin bir uçuruma açıldığını fark etmesi moralleri biraz bozdu.

Bizim bir yamacı tırmanıp batı sırtına çıkmamız gerekiyordu. Çanağın sağındaki kar kaya etabını tırmandığımızda Peck kulvarının paralel kulvarlarının yan yana sıralandığını ve bizim en soldakinde olduğumuzu, sağımızda iki tane daha kolun olduğunu gördük. İki derecelik bir kaya inişiyle yan kulvara geçtik. Bu kulvar kuzey yönünde yükseliyordu. Doğu yönünde bir yamaçta oldukça dik ve tırmanması zor olarak görünen bir kulvar olarak sırtın üstüne devam ediyordu. İkisinden birini seçmemiz gerekiyordu. Bir an Apo’yu arayıp sormayı bile düşündük. Ben kuzey yönündeki kulvarı tırmanmaya başladım, Bora da yamaca girdi. Tırmandığım kulvar çok az kalmış imajı vererek beni yanıltıyor ve çok yoruyordu. Sonuna vardığımda ise kulvarın sonunun 300-400 metrelik bir bacanın tepesindeki korniş olduğunu fark ettim ve küfrederek geri inmeye başladım. Gereksiz enerji harcamıştım ve o dik yamacı nasıl tırmanacağımı kara kara düşünüp indim. Biraz dinlenip yamaca girdim.

Ortalama eğim 60 derece civarındaydı. Tepeden sürekli taşlar düşüyordu. Hatta Ulaş’ın bir kaçışı var ki aynı Matrix. Bora sırta çıkmış ümit verici şeyler söylüyordu. Bir gaz bastırdık ve sırta vardık. Batı sırtıyla birleşmiştik sonunda. Doğru bir yerlerdeydik. Biraz dinlenip bir şeyler içtikten sonra yola devam ettik. Sırt hattını doğuya doğru takip ettik. Kramponları sürekli çıkarıp tekrar takmak zorunda kalıyorduk. Çünkü zaman zaman 3 derecelik kaya etapları geçiyor, zaman zamansa zor kaya etaplarından sıyrılıp kar kulvarlarından devam ediyorduk.

Yaklaşık yarım saatlik tırmanıştan sonra ilerde bir tepede zirve defteri kutusunu gördük ve bilinmezliğe yapılan yolculuk bir anda amaçlı bir zirve tırmanışı halini aldı. Ödülümüz yakındaydı. Bir kar kulvarı tırmanışından sonra zirveye giden sırt hattının dibinde kramponları çıkardık ve kazmaları bıraktık. Sırttaki kara girmeyecektik, çünkü kuzey yönünde ciddi kornişler oluşmuş ve tehlike yaratıyorlardı. Sırtın güney yamacındaki kayalardan ilerleyerek zirveye vardık. İnsanın geçtiği yer kolay bile olsa düştüğünde başına gelebilecek ihtimallerin listesi tırmanışı bayağı zorlaştırıyor. Ama ne yalan söyleyeyim, yavaş yavaş bu kabul edilebilir risk seviyem yükseliyor ve artık böyle yerleri daha kolay geçiyorum.

Aladağların en yüksek zirvesindeydik. Yedigöller, Kuzey çanağı, Erciyes, Hasan, Bolkarlar, hepsi altımızda bize manzara olmuşlardı. Güneyden gelen bulutlar zirve keyfimizi çok uzatmamamızı öğütlüyordu. Telefonlar edildi. Zirve fotoğrafları çekildi, taşlar toplandı ve yavaştan inişe geçtik. Hepimizin kafasında “nasıl inicez ya burdan?” cümlesi yankılanıyordu. Belki de esas zor kısmı şimdi başlıyordu. Yorgunluktan bozulan vücut koordinasyonu serbest geçilen yerleri daha bir riskli hale getiriyordu. Bazı yerlerde ip açmaya karar verdik. 60 derecelik yamaçta iki ip boyu ip açarak dülferle indik. Ama sandığımızdan daha fazla zaman kaybettik. Güneşle beraber kar biraz yumuşamış ve topuklanarak inilecek kıvama gelmişti. İpleri toplayıp topuklamaya başladık. Yer yer düşüp self arrest’le durmak da zamanında aldığımız eğitimlerin değerini daha iyi anlamamızı sağlıyordu. Bora ile önden bastık, karla sıkça haşır neşir olunca engramlar sayesinde nasıl basınca düşmeyeceğini de az çok kestirebiliyorsun.

Yolda geyiklerle karşılaştık. Garip bir şekilde dimdik kar kulvarlarından inip çıkıyorlardı. Kampa yakın bir yerde yaklaşık 6 metrelik bir kar birikintisine tırmandım. Boulder yapmak gibiydi. Sonra kampa döndük. Biz döndükten 5 dakika sonra yağmur başladı ve Demirkazık sise büründü. Çok şanslıydık. Diğerleri de çok geçmeden geldiler. O günü orada geçirip ertesi sabah Sokulupınar’a inmeye karar verdik. Akhan ve Bora’yla keyifli geçen bir zirve sonrası gecesinden sonra komşularla beraber aşağıya döndük. Narpuz vadisinden inerken bu dağda yapılacak çok şey olduğunu bir kez daha anladım. Çıkılmamış yüzlerce duvar ve kulvar vardı keşfedilecek. Bundan sonra dağa keşif için de gelmek isterim.

Hava açısından çok şanslıydık. Biz yola çıkarken iyiydi. Zirveye kadar açık kaldı, ama inişe geçtiğimizde hızlı şekilde bozmaya başladı. Faaliyeti olumsuz etkilemedi.

Süre yaklaşık 10 saat (çıkış+iniş) gibiydi. Biraz uzadı, çünkü çıkışta yol bulmak için hayli zaman kaybettik. İnişte ip açmak da bir hayli zaman kaybettirdi. O yamacı serbest insek yarım saat gibi bir süre kazanabilirdik. Normalde bu tırmanış aynı hava ve kar koşullarında kulvarın başından 7saat civarında yapılabilir.

Oldukça zevkli bir rota. Eğimi fazla olmayan sert kulvardan yükselip, dik yamaçtan sırta vurup, son 200 metrelik etabı kayada ilerleyerek tamamlıyorsunuz. Bizim yaptığımız hata kulvarı çatalda soldan takip etmek oldu. Hep sağdan ilerlenirse daha kolay ve uğraşsız olacağı kesin. Hem sırta zirveye daha yakın bir noktadan çıkılmış, hem de vadiler arası geçişle zaman kaybedilmemiş olur.

Not: Aynı faaliyetin diğer raporu için: http://www.ytudak.org/?p=325

Cevapla