Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2003 » Cebelbaşı Zirve Denemesi
Kurban bayramında; Kuzey rotasından Ağrı tırmanışı planları hız kazandıkça, senenin ilk kış faaliyetini yapmakta artık bize farz olmuştu. Bakalım bu seneki performansımız nasıl? Haydar ve Ben hemen hızlı bir kararla (perşembe akşamı) Cuma gecesi Aladağlara gidip, bivaklı bir faaliyet yapalım dedik. Çıkılması hedeflenen zirve çokta önemli değildi.

Cebelbaşı Zirve Denemesi

Ekip: Salim Ökçün Gülmez, Haydar ? (Soyadı Yazılmamış)
Yazan: Salim Ökçün Gülmez
Bölge: Güney Aladağlar
Tarih: 11.01.2003

Kurban bayramında; Kuzey rotasından Ağrı tırmanışı planları hız kazandıkça, senenin ilk kış faaliyetini yapmakta artık bize farz olmuştu. Bakalım bu seneki performansımız nasıl? Haydar ve Ben hemen hızlı bir kararla (perşembe akşamı) Cuma gecesi Aladağlara gidip, bivaklı bir faaliyet yapalım dedik. Çıkılması hedeflenen zirve çokta önemli değildi. Amacımız Kış Dağcılığı nasıl olurdu hatırlamak, bivak yapmak, üşümek ve zorlanmaktı.

Velhasıl kelam Cebelbaşı´nda karar kıldık, geçen bayram Güzeller´i denemiş ve çığ indirmiştik. Bu seferde manzarası (emli vadisi) güzel olsun diyerek Cebelbaşını seçtik.

Hızlı olmak gerekliydi. Cumartesi 12.30 civarı yürüyüşe başlayıp, pazar 19.00 Otobüsüne binmek için biraz koşturmak lazım. Hemen, alpin plan dahilinde çadır almama kararı verildi, bi makarna bir alpin food ve bi kaç çukulata, yakıt yarım litre. Erdinçciğimden alpin atack çantasını aldım. Haydar otobüse binmeden önce en hafif çantasını hazırladığını söylüyordu. Tüy gibi hafifti gerçektende çantalarımız. Niğde İnan’ın Aladağlar isimli Otobüsüne binerken çantalarımızı bagaja savuran muavin “bizim dağlara mı gidiyorsunuz?” diyince ben hemen cevabı yapıştırıverdim. “Vallahi sizin dağlar mı bizim dağlar mı kapışırız” Gerçektende oralar artık bizim dağlar olmuştu, taşıyla, ağacıyla, otuyla bizim dağlarımızdı.

Otobüste mışıl mışıl uyuduk. Okadar derin uyuyoruz ki, bize ayakkabılarınızı giyin diye bağıran muavine bile balık gibi bakıp cevap veremedik. Otobüse binmeden üç saat önce kulübün bütün gaz adamlarıyla halı saha maçı yaparsan, otobüste mışıl mışıl uyuyomuşsun. Bu arada maçta da Burak’ların takımını yendik : )

Çukurbağ sapağında Salim Abi’nin sıcak gülüşüyle karşılandık. Traktöre bindikten kısa bir süre sonra Salim abiyle muhabbetimiz koyulaşıyor. Kulübe yeni aldığımız GPS’i Salim Abi’ye gösterip, anlatmaya başlıyorum. Salim Abi afallıyor:

-Bak Salim abi şimdi bu alet bizim gittiğimiz yolu çiziyor. Bu ok bizim gittiğimiz yönü gösterir.Uydulara sinyal gönderip bizim nerede olduğumuzu söylüyor.
-Aman ağabey, bu alet beni dinden-imandan çıkaracak.
-Bak şimdi sağa dönünce ok dönücek
-ALLAH ALAAAAH! Döndü vallahi! Haşa içinde melek var
-Bak bizim kaç kilometre yol yaptığımızı ve nekadar hızlı gittiğimizide söyler. Bak şimdi 15’le gidiyoruz.
-Yavaşlıyalım bakalım. AAA! 10’a düştü. ALLAH ALAAAAH! ALLAH ALAAAAAH!
-Salim Abi teknoloji ilerledi artık.
-Vallaha ağabey erken gelmişik dünyaya. Tam yaşanacak zaman şimdiymiş. ALAAAH ALAAAAH!

Traktör üzerinde Amerika-Irak savaşı, yeni hükümet, GPS muhabbetlerinden sonra sarı memetlerin hemen ilerisindeki belde traktör takılıverdi. Bizde aldık çantaları sırta başladık yürümeye. Sıcak sıcak esen lodos a doğru yürümeye başladık. Saat 16.00 civarında büyükçe bir kayanın altında 2300 rakımda bivak yapmaya karar verdik. Bülent Ulutuna’nın Bolu Kampında bana verdiği amerikan HİGH FOOD’u biraz zorlanarak yedikten ve sıvı aldıktan sonra uykuya daldık.

Saat 20.00 da gözümü açtığımda yarım ayın heryeri aydınlattığını gördüm. Haydar’ı uyandırıp, toparlandık. Hemen yola koyulduk. Ayın batış saati olan 00.00’a kadar tekrar yürümeye karar verdik. Lodos yüzünden erimeye başlamış karda kimi zaman bele kadar batarak saat 23.00’a kadar yol alabildik. Şiddetlenen rüzgar bizi geri itmeye başladığında 2700 deki ikinci bivak noktamıza ulaştığımıza karar verdik. Emli ormanının manzarası, uzaktan gözüken Çamardı ışıkları ve ay ışığı vuran duvarların ihtişamı karşısında resmen korktum. Yerden ve duvarlardan süpürülen kar yüzümüze gelirken Haydar’la ben bivağın içinde uykuya dalmaya başladık.

Sabah 07.00 da tekrar harekete geçtik. Ancak dönebilmemiz için en geç 11.00 da zirveye varabilmemiz gerekliydi. Rüzgar artık çok daha şiddetli esiyor. Atılan adımlar küçülünce başka bir taşın önünde mola veriyoruz. İz açmaktan baldırlarıma ağrı girdi. Rüzgar okadar şiddetli ki ayakta zor duruyoruz. Cebelbaşı boynuna dönmek üzereyken tırmanıştan vazgeçip geri dönüş kararı alıyoruz.

Çıkışta açtığımız izler çok daha fazla battığı ve rüzgar devamlı estiği için 5-10 adımda bir yere kapaklanıyorum. Rüzgar sesiyle karışık Traktör sesi bizi sevince boğuyor. Köy evinde çay ve börekten sonra. İstanbula doğru tekrer yollardayız.

Bu faaliyette hatırladıklarımız:

  • Çadır yerine bivak götürdüğümüzde dışarı çıkarken acaba üşürmüyüm stresi yaşamıyorsun zaten üşüyorsun.
  • Bivak yaparken manzara seyretmek müthiş zevkli.
  • Bivaklı kış faaliyetlerinde kamp yeri diye bir kavram yok. Yürü ve yat var.
  • Lodos esince karlar eriyo ve bele kadar batıyorsun.

Bu faaliyette yeni öğrendiğimiz:

  • Kulüp üyeleriyle Halı saha maçı yaptıktan sonra faaliyet yapma!

Cevapla