Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2007 » Emler Batı Yüzü ve Sırtı Rotası Denemesi
Kasım ayının ortasından itibaren bayram tatilinde denemeyi düşündüğüm rota için Anıl’la birkaç dakikalık bir konuşma sonrasında hemen anlaştık. Bunun gibi uzun bir rotayı planlarken, sabahları bisiklete binmek için güneş henüz pörtlemeden kalkmak hem daha kolay, hem de zevkli oluyordu.

Emler Batı Yüzü ve Sırtı Rotası Denemesi

Emler Batı Yüzü ve Sırtı Rotası Denemesi (bivaklı tavaf)
31.12.2006 – 01.01.2007
Ekip: Anıl ŞARKOĞLU, Moris ÇİPRUT
Kamp alanı: Sokulupınar
Rota tanımı: Tunç Fındık’ın “Aladağlar’da 50 Rota” kitabıda anlatılan rota, Kayacık batı
yüzü, sırt hattı ve Emler batı yüzüyle sırt hatını takip etmektedir.
Malzemeler: Kask, kazma, krampon, uyku tulumları ve MP3 player dahil planlı bivak için
kamp malzemesi. Tırmanış süresince hiç kullanılmamasına rağmen 50 metre ½ dry ip, perlon
bantlar, 5 adet sikke, çekiç, takoz seti, bir adet T-profil (snow picket) ve bir adet buz vidası da
taşınmıştır.
Çıkış süresi: 32 saat, 15 dakika (bivak dahil, Emler zirve sırtına ulaşma süresi)
İniş süresi: 5 saat, 40 dakika

Kasım ayının ortasından itibaren bayram tatilinde denemeyi düşündüğüm rota için Anıl’la birkaç dakikalık bir konuşma sonrasında hemen anlaştık. Bunun gibi uzun bir rotayı planlarken, sabahları bisiklete binmek için güneş henüz pörtlemeden kalkmak hem daha kolay, hem de zevkli oluyordu.
Hava ve kar durumunun sürekli takibi, alkol alınmayan Çıtır birahanesi geceleri sonrası antrenmanlar, malzeme hazırlığı, genel planlama, yılbaşı gecesine denk gelecek olan bivak için kazacağımız kar mağarasının konfor detayları ve o gece patlatacağımız mısırın yağı derken en sonunda faaliyet için yola çıkma zamanı geldi. Birkaç gün öncesinde birden soğuyup yağış getiren koşullara rağmen dağda pek fazla karla karşılaşmayacaktık ve faaliyet süresince hava, açık, yağışsız ama özellikle geceleri -15ºC ve altında olacaktı. Dağa gidiyor olmanın heyecanı dışında rotaya ilişkin pek birşey hissetmiyordum. Hazırlığı iyi yaptığımıza inanıyordum, ne ters gidebilirdi ki? Şimdi evde oturmuş bu raporu yazarken, ters gidebilecek şeyler listesine eklenen yeni bir iki kalem sayesinde, kaşarlanma yolunda bir miktar daha yol
almış hissediyorum kendimi.
29 Aralık Cuma akşamı Harem’deki bayram curcunası, yılların tecrübesi Yavuz ağabeyi bile
bezdirmiş, delirtmişti. Perondaki servis minibüsleri ile yazıhane arasında koşup dururken
otobüsleri 2-3 saat rötar yapmış yolcular peşinden geliyor, birşeyler soruyor, tekrar soruyor,
Yavuz ağabey de “kardeşiim” diye başlıyordu her yanıtına. Bir saat geciken otobüsün
akibetini sormak için Anıl’la dönüşümlü olarak bir iki kez biz de takıldık peşine. Ben kendimi
pek göstermeden, karambolden “vay ağabey nasılsın, nooldu bizim 21.30 arabası” diye
sordum.
İstanbul’dan rötarlı kalkışımızla, Niğde’ye sabah 9.45 civarında ulaştık. Terminal çorbası,
dönüş biletleri vesaire derken 11.00 arabasına bindik. Sapakta indikten sonra dağevine
uğramaktan vazgeçip Çukurbağ köyüne yöneldik. Köyün içinde Salim ağabey’in evine
varmadan asfalttan ayrılıp Karayalak vadisinin dağdan uzağa ulaşan girişine doğru yöneldik.
Vadi tabanından ilerlemeyişimiz bize biraz vakit kaybettirdi ama yol boyu rotayı farklı bir
açıdan izleme şansımız oldu, giriş ve sonraki etaplar üzerine tartışarak ve dövüşerek yürüdük.
Sokulupınar’da gece ayazlarına rağmen yalak tüm gün akıyordu. Bol sulu rahat bir kamp,
müzikli bir akşam yemeği ve sıcak geçirilen bir gece sonrası Cumartesi sabah 2.00’de kalktık,
hazırlandık. Saat 5.15’te kamptan ayrılıp tırmanışa başladık. Biz yükseldikçe hava da
aydınlandı. Kayacık’ın sırtını bulmak için batı yüzünde iyice sağa kaçmadan önce altındaki
çarşağı ile birlikte Peck kulvarını karşıdan gördük. Daha sonra göremeyeceğimi bilerek bol
bol filme aldım kulvarı. Kitapta tarif edildiği gibi sağa çapraz yükseldikçe eğim de artmaya
başladı. Bir noktadan sonra batonları kaldırıp kazmalarımızı elimize aldık. Bu yüzde kar
genellikle bileğe kadar ve pek homojn değildi. Bazı yerler sert iken, kimi yerler bataktı. Bir
noktadan sonra çıplak slab kayaların üzerinde birkaç hamlelik kısa pasajlar geçerek
yükselmeye devam ettik.
Sağa çapraz giden yatık kar alanı ve hemen üzerinde biraz daha dik (yaklaşık 70 derece) ama
sonuçta bizi daha yukarı kestirmeden ulaştıracak kulvar arasında tercih yapma konusunda
birkaç kez fikir değiştirdikten sonra yanlış olanı seçtik, kulvara girdik. Kar kulvarı olarak
gördüğümüz şey, başlangıcı batak kar dolu, gerisi slab taban üzerinde sadece birkaç
santimetre kar olan bir olukmuş. Çatır çatır kar üzerinde yükseleceğimizi düşünürken,
kendimizi gacır gacır kayaların üzerinde düşük yoğunluklu dry-tooling yaparken bulduk. Bu
keyifsiz etap sonrasında, aslında sabredip rota tarifinde anlatılan yatık kar alanlarını
geçmemiz gerektiğini anladık. Bir miktar daha çapraz yükseldikten sonra Kayacık’ın sırtını
bulduk. Özellikle kulvarda kaybettiğimiz vakit, sırta saat 12.00 civarında ulaşmamıza sebep
oldu.
Sırt üzerinden Emler zirvesi görüş alanımıza girmişti fakat halen oldukça uzağındaydık.
Kayacık zirve ise uzayıp giden sırt boyunca görünürde değildi. Kayacık için bile çok yol
almamız gerektiği belli oluyordu. Sırta ulaştığımız noktada verdiğimiz molada yukarı,
Kayacık’ın zirvesine doğru değil de güney yüzü boyunca fazla yükselmeden Emler’e doğru
ilerlemeye karar verdik.
Güney yüzünün slabları üzerinde irtifa kazanmadan ilerlerken Anıl düz zeminli güzel bir
bivak yeri buldu. Tırmanış öncesinde, hava henüz aydınlıkken, saat 16.00 civarında bivak yeri
aramaya başlamayı kararlaştırmıştık ama o sırada saat henüz 15.00 idi. Rota tarifinde bahsi
geçen sırt hattı boyunca bulunabilecek bivak yerlerine ulaşacağımızı düşündüğüm için benim
önerimle yürümeye devam ettik. Ancak kitapta tarif edilen rotada ilerlemiyorduk. Uzaktan
birkaç metrekarelik düzlük alanın, şahane korunaklı bivak yeri olarak gördüğümüz şeyin
aslında dağın içine doğru dibi görülmeyecek şekilde uzanan, 4 metre çapında bir delik
olduğunu yanına vardığımızda anladık. Yatık slablerde deliğe doğru yaklaşırken, uzaktan
görüldüğü kadar güzel bir bivak yeri olamayacağını hissediyor ama en kötü ihtimalle içinde
gecelemeye hazırlanan bir hayvanla karşılaşacağımızı düşünüp yaklaşırken “höjt, höjt” diye
bağırıyordum.
Hava kararırken, ilk bivak yerimizi bulmak için hızla geri döndük. Birşeyler içip hazırlığımızı
yaptıktan sonra tulumlara girdik. Biraz dinlendikten sonra yemek yapmayı kararlaştırmıştık
ama yorgunluk ağır bastı ve uykuya daldık. Hava sakindi, geceyi deliksiz uyuyarak geçirdik.
Üşümek bir yana, an geldi sıcaktan delirdim, sırf bu bivak için satın aldığım balaklavayı
attım, tulumun fermuarını açtım. Sonradan öğrendiğimize göre, yılbaşı gecesi son yetmiş
küsur yılın en soğuk gecesi olmuş, dağın çeşitli kamp yerlerindeki kimi tırmanıcılar zor bir
gece geçirmiş. Şimdi düşünüyorum da, acaba biz de soğuktan kafayı yedik, hipoteminin ileri
safhasında sıcaktan piştiğimizi mi zannettik o gece acaba?
1 Ocak sabahı uyandığımızda hava çoktan aydınlanmış, saat 7.00 olmuştu. Termoslarımızdan
birine sıcak su hazırlayıp tekrar yola koyulduk. Bir gün önce başladığımız güzergahtan,
Kayacık zirvesinin yaklaşık 150 metre altından Emler’e doğru ilerliyorduk. Bazen slabler,
kimi zaman da çarşak üzerinde ilerlemek bizi bezdiriyordu. Kar yok denecek kadar azdı.
Kayacık ile Emler sırt hattının birleştiği noktada karşımıza çıkan son iki dik çentiğin ilkini
sağından, ikincisini de direk üzerinden geçerek aştık ve en nihayet Emler kütlesi üzerinde
ilerlemeye başladık. Sol tarafımızda Demirkazık’ın güney yüzü muhteşem gözüküyordu.
Saat 13.00’te zirve sırtına ulaştık. Gerek zirveye giden yoldaki batak kar ile uğraşmak
istemememiz, gerekse o noktaya geç saatte varışımız yüzünden, sadece 50 metre kadar
altındayken zirveyi selamlayıp dönüş yoluna koyulma kararı verdik. O kadar gelmişken
zirveye de gidebilirdik ama yorgunduk. Hava kararmadan çadırda olmak istiyorduk. Sonuç
olarak yaptığımız faaliyet literatüre tavaf faaliyeti olarak geçecekti. Varsın olsun.
Çelikbuyduran bogazından geçip Karayalak vadisi içinde inerken kimi yerde rüzgarla
süpürülmüş, sertleşmiş, kimi zaman da yığılmış batak toz kar içinde ilerledik. Eğimin arttığı
yerlerden dikkatle inerken birbirleriyle bağ kuramamış tabaka tabaka karın sesini dinliyor,
ağırlığımıza tepkisini izliyorduk. Belki de geçen yıl yaşanan kazanın etkisiyle inişte biraz
gergin hissettik kendimizi.
Çadıra saat 18.40’ta ulaştık. Çantalarımız boşaltıp, yemek hazırlığı yaparken aldık ODTÜ’lü
dostların haberini. Zirvesinin eksik olması önemli değil ama neşesinden eksik kalmış, kederle
noktalanmış bir faaliyet olarak aklımızda kalacak Emler batı yüzü denemesi.
Mekanınız cennet olsun dostlar…

Yazan: Moris ÇİPRUT

Cevapla