Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2007 » Kuzey Aladağlar
Çarşamba akşamı çıktığımız klasik otobüs yolculuğunun sabahında yine Niğdedeyiz. Çorba, alışveriş ve öğlen için yaptırdığımız köfte ekmeklerin ardından Rauf ile kendimizi Çamardı minibüsüne atıyoruz.

Kuzey Aladağlar

Faaliyet Adı: Kuzey Aladağlar – Ağustos 2007
Ekip Üyeleri: Sercan İlkbağ , Rauf Osman Pınarbaşı
Yazan: Sercan İlkbağ
Tarih: 23.08.2007
Bölge: Kuzey Aladağlar

Çarşamba akşamı çıktığımız klasik otobüs yolculuğunun sabahında yine Niğdedeyiz. Çorba, alışveriş ve öğlen için yaptırdığımız köfte ekmeklerin ardından Rauf ile kendimizi Çamardı minibüsüne atıyoruz.

Yolçatında indiğimizde hava açık, sıcak ama rüzgarlı; Ağustos sonuna göre dere biraz daha kurak. Jandarmaya kayıdımızı yaptırıp, dağevine doğru yürüyüşümüze başlıyoruz. Ramazan kokuyu almış olacak ki jipiyle çıkıveriyor, paramızın ve ihtiyacımızın olmadığını söylüyoruz. İlginç bir şekilde bu seferlik problem değil deyip bizi köyün yakınına kadar atıyor. Bakkaldan Niğde gazozlarımızı alıp dağ evinde köfte ekmekleri mideye indiriyoruz. Federasyonda dağ evinde ama bizimle pek ilgilenmiyorlar. Fazla malzemelerimizi dağ evine bırakıp Cimbar vadisine doğru yollanıyoruz.

Kuzeye ilk defa Cimbardan girdiğimden benim için ilginç bir yürüyüş oluyor. Ayrıca vadi daha serin ve gölgede ilerleme imkanı sunuyor. Cimbardan çıktıktan sonra güneşin alnında bir süre yükselip kapıya, ardından Tekepınarına varıyoruz. Mola ve bol su içiminin sonrası Cimbar oba yerine kadar sıkıcı bir yürüyüş. Aslında hedefimiz kuzey yüksek kampı ama bu noktaya geldiğimizde yorgunluk ikimizide esir alıyor. Çevredeki koyunlara bakıp çoban burda olduğuna göre halen su bulunmalı diye düşünüyoruz, hem B.D.K. Kuzeybatı ile Kocasarp kuzeybatıyı beraber deneyeceksek bu kampın daha uygun olacağı muhakkak. Herhalde dağda verdiğimiz en akıllıca kararlardan biri bu oluyor, biraz sonra bu faliyeti bizim için en unutulmaz faliyetlerden birine çevirecek Zübeyir Abi ile tanışıyoruz.

Azda olsa kaynakta halen su var, Zübeyir abinin çadırının yakınına kampımızı atıp davetine iştirak ediyoruz. Salçalı makarna ve çayları muhabbet takip ediyor. Sonrasında biz dinlenmek için kendi çadırımıza, Zübeyir abi ise koyunları toplamaya gidiyor. Akşam saatlerinde Zübeyir abi dönmeden çorbayı hazır ediyoruz, öğlenden kalan makarnayıda bitirdikten sonra tekrar çay ve muhabbet faslı, ufak müzik sistemimiz ve türkülerde bize eşlik ediyor. Gece hava rüzgar ile beraber bulutlanıyor, Zübeyir abi yarın bazı işleri için köye ineceğini, mümkünse koyunlara göz kulak olmamızı ve yağmur yağarsa çadırı muşamba ile örtmemizi rica ediyor. Memnuniyetle kabul ediyoruz, zaten hava böyle giderse yarın tırmanmak hayal olacak.

Sabah kalktığımızda hava iyice kapanmış ve Zübeyir abi gitmiş, koyunlar Demirkazığa giden yamaçlarda dolanıyorlar. Yağmur çiselemeye başlayınca çıkıp çadırı örtüyoruz. Sonrasında kampın yakınında telefonun çektiği tepeden programımızı arkadaşlara haber verip hava durumu hakkında bilgileri alıyoruz. Haberler pek iç açıcı değil ama yinede yarın için havanın açmasını umut etmekten başka çare yok. Yağmur hızlanınca çadıra girip tekrar uykuya dalıyoruz. Öğlen saatlerindeki kahvaltının ardından yine çadırda geçen saatler, hava halen kapalı. Eğer tüm faliyet böyle geçer ise çıldırmamak içten değil.

Akşamüstü yağmur iyice hızlanıyor, gökyüzü neredeyse simsiyah. Tamda Zübeyir abinin geleceği saatler. Yedi civarı yağmurun durması ile dışarı çıkıyoruz. Zübeyir abiyi uzaktan görünce hemen çorbayı pişirmeye başlayıp çayı koyuyoruz. Adamcağız bayağı ıslanmış, çorba ve çay iyi geliyor. Ardından koyunları toplamak için tekrar çıkıyor. Çobanlık gerçekten zor iş, Zübeyir abi de bir o kadar çalışkan. Bizde dağcı diye geçinip bütün gün yatıyoruz :). Havadan ötürü bir şey yapamamak iyice sinirlerimizi bozuyor. Makarna suyu koyup Zübeyir abiyi bekliyoruz, o da dönünce makarnayı salça ile şenlendiriyor. Sonrasında çay ve bisküvi faslı. Gece çadıra giderken hava açık, yarında böyle olması tek dileğimiz.

Sabah acele etmeden yedi gibi kalkıyoruz, hava gayet güzel. Zübeyir abi dünün yorgunluğu ile anca kalkmış, kahvaltıya çağırıyor. Belkide zirve denemesi öncesi yenilebilecek en ilginç kahvaltı, patlıcan kızartma. Okkalı bir kahvaltı ve içilen çayların ardından Zübeyir abi koyunları toplamaya kuzey yüksek kampına doğru yola çıkıyor. Bizde onun arkasından saat 08:30 da B.d.k kuzeybatı sırtı için kamptan ayrılıyoruz.

Hızlı bir tempo ile bele vardığımızda gökyüzünde hafif bulutlanmalar fark ediyoruz. Mustafa ile telefonlaşıp durumumuzu bildiriyoruz. Sırtın ilk etaplarını geçerken kışın Odtülü arkadaşlarımızın geçirdiği kazayı hatırlayıp hüzünlenmemek mümkün değil. Sonunda rota tariflerinde bahsedilen kovuğa varıyoruz, kovukta herhangi bir sikke yok. Onun biraz daha üstündeki ufak sette renkli perlonlu bir sikke mevcut. Rauf daha önceki denemesinde burdan zorladıklarını fakat üst kısımları geçemediklerini söylüyor. Benim yine burdan zorlayalım ısrarlarıma rağmen Rauf doğrusunu yapıp sağ yanımızdaki sete geçiyor. Burada istasyon alıp ipe giriyoruz ve Rauf üstümüzdeki negatif yüzeyin sağındaki çentiğe ulaşan bacaya doğru yükselmeye başlıyor. Yaklaşık 60 metre ip açtığımız bu etabın detayları şu şekilde:

1. istasyon: 1 takoz, 1 sikke 1. ip boyu (20m.) Bacanın altına, sağa doğru yükselen setlerde tırmanış (III+) Ara emniyet : 1 cam, 1 sabit sikke 2. istasyon : 2 sabit sikke (büyük kovuk) 2. ip boyu (40m.) Sağlam, ara emniyet imkanı bol bacayı çentiğe kadar tırmanıp, hafif soldan kolay setlere varış. (IV+) Ara emniyet : 2 takoz, 1 cam, 1 baba, 1 i sabit 2 sikke 3. istasyon : 2 sikke, 1 cam

İp açılan etaplarda tırmanış gayet keyifliydi, özellikle 2 sabit sikkeden oluşan istasyonu bulduğumuz zaman doğru rotada olduğumuza emin olduk. Rotanın devamındaki kolay setleri tırmanırken hava iyice bulutlanmaya başladı. Bu kısımları mümkün olduğunca hızlı geçmeye çalışsak da kuleye ulaştığımız esnada sis bastırmıştı. Neyseki sorunsuz bir şekilde kule üzerindeki istasyon noktasını bulup iki 25 metrelik inişle Peck kulvarının bittiği yere ulaştık. Rotanın devamını ikimizde daha önce çıktığımız için görüş yer yer 3-4 metreye inip hafif yağmur çiselesede fazla zorlanmadan batı zirvesine çıktık. Buradan Mustafa ve Anıla haber verip saat 13:45 te ana zirveye vardık. Hava tamamen kapadığından zirvede fazla vakit kaybetme niyetimiz yoktu. Hemen zirve defterini yazdık, Rauf fotograf için hazırlandığı esnada ben bazı cızırtılar duyduğumu söyledim. Rauf yanıma geldiğinde bu cızırtıların bayrak direğinden geldiğini fark ettik :). Rauf un ?? kaç oğlum kaç!? nidaları arasından pılımızı pırtımızı kucaklayıp apar topar zirvenin aşağısındaki bivak noktasına koştuk. Fotografı burada çekip hemen inişe geçtik. Bir iki ip inişinin ardından patikadan bele vardık. Belde bir süre dinlenirken iniş olayının bizi bozduğundan, ve yağmura yakalanmadığımız için ne kadar şanslı olduğumuzdan bahsediyorduk. Sıkıcı doğu çarşağını bitirdiğimizde hava bize inat yağıcağını belli etti. Kampa yaklaştıkça yağmurun hızlanmasıyla bizde hızlanıp, zaman zaman koşmaya başlasak bile az da olsa ıslanmaktan kurtulamadık ve saat 16:00 civarında kampa vardık.

Kampa dönüşümüzü Zübeyir abi sevinçle karşıladı, ardından da yemek için bizi çadırına çağırdı. O yemeği ısıtırken bizde çayı koyup salatayı yapmasında yardımcı olduk. Müthiş bir türlünün ardından çaylarımızı içip biraz tırmanıştan konuştuk. Sonra Zübeyir abi koyuna bizde çadırımıza dinlenmeye gittik. Bu sırada Rauf Ulukışlada olan babasıyla konuşup yarın akşamüstüne doğru dağevine ineceğimizi haber verdi. Planımız sabah erken saatlerde Kocasarp için yola koyulup, mümkünse dönüşü aynı rotadan yapıp, kampı toparladıktan sonra dağevine inmekti. Bu planımızı İstanbuldaki arkadaşlara da haber verip, Mustafadan aynı rotadan inebileceğimiz bilgisini aldık.

Yağmurun kesildiği akşam saatlerinde Zübeyir abi dönmeden çorba hazırlayıp yemeği ısıttık. Afiyetle yenen yemeği bu sefer fazla uzun olmayan çay-bisküvi faslı takip etti. Zira tırmanışın yorgunluğu uykumuzu erken getirmişti. Bizde gözlerimizin çağrılarına uyup erkenden çadıra yollandık.

Sabah hem planladığımız gibi erken kalkamadık hemde kahvaltı kısmını fazla uzun tutuk. Çalışkan Zübeyir abimiz ise bizden önce kalkıp koyunları otlatmaya gitmişti bile. Zaman kaybetmiş olsak dahi en azından omuza kadar gidip rotayı görürüz düşüncesi ile hazırlanıp yola çıktık. Kampın üstündeki patikalardan sırta varıp omuzun altındaki düzlüğe kadar sırtı takip ettik. Bu esnada Rauf sırtın bütün bölgeye hakim oluşundan faydalanıp bol bol fotograf çekti. Sırtın omuza doğru dikleşmeye başladığı kısıma geldiğimizde hava öğlen saatlerinde adet edindiği üzere kapamaya başladı. Biz aldırmayıp devam ederken sağda kalıp sırtın arkasına geçtik. Hava iyice kapatıp, saatte ilerlediğinden Rauf dönmeyi önerdi. Ben bu kadar çıkmışken dönmeyelim diye gaza gelip önden yardırırken birden kendimi sırttaki abuk sabuk bir kulenin üzerinde buldum. Hiçbiryere gitmeyen kulenin üzerinde sisin basmasıyla görüş kapanınca bende dönmenin iyi fikir olacağına kanaat getirdim :). Kulenin tepesindeki ufak bir babaya 60â??lık bir endless sarıp allaha emanet, yarı tırmanır biçimde iniş yaptım. Çıktığımız dik kısımları inip sırta vardığımızda yağmur atıştırmaya başlamıştı bile. Artık dönüşe geçtiğimizi İstanbula haber verip hızlı bir tempoyla kampa vardık.

Kampa vardığımızda Zübeyir abinin hanımı ve ilkokul çağlarındaki oğlu köyden gelmişti. Çantalarımızı toplarken bizi yemeğe çağırdılar. Bizde çadırı biraz kurur düşüncesi ile sona bırakıp onlara katıldık. Yemek her zamanki gibi müthiş, taze fasulye ve salata üstüne tabiki çay, herhalde kilo alıp geri döndüğümüz tek faliyet bu olacak diye düşünüyoruz. Yemekten sonra fazla kurumayan çadırı toplayıp, Zübeyir abi ve ailesine teşekkür edip helalleşiyoruz. Ardından hafif hafif çiseleyen yağmurda inişimize başlıyoruz. Arpalığa varacağımız esnada yağmur iyice şiddetini arttırıyor. Bu yağmur ve yorgunlukla Cimbarı tercih etmeyip traktör yolundan inişimize devam ediyoruz. Uzayan iniş sonlara doğru iyice sıkıp, dizlerimizi söyletmeye başlasada planladığımız şekilde saat altı civarında dağevine varıyoruz.

Sağolsun Raufun anne ve babası araba ile bizi almaya gelmişler, dağ evindeki malzemeleri alıp, jandarmaya indiğimizi haber verdikten sonra faliyetimizi sonlandırmış oluyoruz. Bu saatten sonra İstanbul a dönmem pek mümkün olmadığından Rauflar Ulukışlada beni misafir ediyorlar. Ulukışlada geçen güzel ve besleyici bir günün akşam üstünde İstanbula doğru geri dönüş yolculuğuma başlıyorum.

NOT : Dağda kaldığımız süre içerisinde bizden yediğini-içtiğini ve muhabbetini esirgemeyen Zübeyir EKE ve ailesine, ayrıca Ulukışlada beni içtenlikle misafir eden Rauf a ve ailesine sonsuz teşekkürler.

Cevapla