Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2008 » Uludağ Zirve Denemesi
İlhan arabayı alacak, abisi ve kulüpten Şahin ile beraber hepimiz Uludağa gidip zirve deneyecektik. 9 kişi planlanmıştı. Satışlardan sonra 4 kişi ve tek araba olarak karar kıldık. Cumartesi günü iş çıkışı beni Eminönünden aldılar ve Yenikapı’dan kalkan feribotlara doğru sürmeye başladı İlhan.

Uludağ Zirve Denemesi

Uludağ Zirve Denemesi

Faaliyet Tarihi: 25 – 26 Ekim 2008
Ekip: M. Fatih Balcı, İlhan Ören, Erhan Ören, Şahin Demir

İlhan arabayı alacak, abisi ve kulüpten Şahin ile beraber hepimiz Uludağa gidip zirve deneyecektik. 9 kişi planlanmıştı. Satışlardan sonra 4 kişi ve tek araba olarak karar kıldık. Cumartesi günü iş çıkışı beni Eminönünden aldılar ve Yenikapı’dan kalkan feribotlara doğru sürmeye başladı İlhan.

Bu arada Uludağa ulaşım, kesinlikle arabalı feribotlarla çok çok daha kolay ve hızlı oluyormuş, bunu öğrendik. Feribottan inmemiz oldukça zor oldu. Çok dalga vardı. İndikten sonra da ben, Burak Çatakoğlu’nun gps’ini açarak Uludağ yolunu tarif ettim. Meğer gerçekten de tahmin ettiğimizden çok daha yakınmış feribotla. Şu an adını hatırlayamıyorum fakat feribot, Bursanın, adı “Yeni” ile veya “Güzel” ile başlayan (sallamış olabilirim) bir ilçesine yanaşıyor ve buradan hem şehir merkezi ve hem de Uludağ gerçekten çok kısa sürüyor. Yaklaşık 45 dk kadar…

Geceyi Keşiş Tepedeki kulübede geçirmek niyetindeydik, bu yüzden yazlık çadır alabileceklerini söylemiştim ama ne yazık ki; son anda hava raporları şiddetli yağış göstermeye başladığından, bu fikrimizden hemen vaz geçmiştik. Neyse ki henüz yağış yoktu.

Gece Bursa da Uludağ yolu üzerinde bir yerlerde yemek yiyip, Oteller Bölgesine devam ettik. Ocak-yakıt falan almamıştık. Yalnız herkesin yanında ortalama 2- 2,5 litre su vardı ve bunun bir kısmı sıcak, kalanı da pet şişedeydi. Yemek yapmayacak, sadece sıvı alıp, evde hazırladığımız sandviçleri yiyecektik.

Saat 22:00 de, Oteller Bölgesine varmış ve arabayı münasip bir yere park edip, son hazırlıklardan sonra hızlıca yola çıkmıştık. Fatin Tepeye çıkan ve yürüyüşün başladığı ilk kısım, diğer yerlere göre daha dik olduğundan yine aynı hatayı yaptık ve gereksiz yere terledik. YAPILMASI GEREKEN ŞU; BU İLK ÇIKIŞTA (YÜRÜYÜŞÜN EN BAŞINDA) ÜSTÜNÜZDE İÇLİKTEN BAŞKA BİR ŞEYE GEREK YOK. İÇLİĞİN ÜSTÜNE GİYECEĞİNİZ HERHANGİ BİR ŞEY YUKARI ULAŞTIĞINIZDA ÇOK TERLEMİŞ OLMANIZA VE SONRASINDA DA SIRTTA HİÇ DURMAYAN RÜZGAR NEDENİYLE YÜRÜRKEN BİLE BİR TÜRLÜ ISINAMAMANIZA SEBEP OLUYOR.

Bir de nereden geliyor tam anlayamadık ama eğer istenirse, çok kar olmayan zamanlarda, sırtta neredeyse Kuşaklıkaya’ya kadar araba ile gidilebilir. Tabi yağmur da olmayacak ve araba yine de 4 çeker olmalı.

Önceden tam olarak hesapladığım üzere, Fatin Tepenin girişinden başlayan rota, Keşiş Tepeye kadar 3 saat sürdü. Buradan Büyük Zirveye de 2 saat daha yol vardı (Kar olmadığı ya da çok az olduğu dönemlerde) Fakat hepimiz, özellikle İlhan, Keşiş Tepenin son kısmında biraz yorulduk. İlhan nedense özellikle çok yoruldu ve Büyük Zirveyi hem bu ilk yorgunluk ve hem de yoğunlaşan sis ve atıştırmaya başlayan kar yüzünden sabaha bırakmaya karar verdik. Zaten hem gece ve hem de belli ölçüde sis olması dolayısıyla dibine gelene kadar Keşişteki kulübeyi göremedik. Bu yüzden yol boyunca açık olan gps’i en çok bu son kısımlarda aktif olarak kullandım. Çocukların hiç biri daha önce kulübeyi görmemiş ve içinde gece geçirmemişti. Ben onları hemen alt kata soktum. Yer yer çöp ve insan dışkıları vardı ama hiç rüzgar almıyordu ve düzgün yatılacak haldeydi yine. Çadır kurmaya gerek olmadığına karar verdik ve derhal matları uygun yerlere serip, tulumların içine girdik.

Şahin ve ben oldukça rahat uyuduk fakat Erhan ve özellikle de İlhan çok üşümüşler gece boyunca. Sanırım kapı ağzına biraz daha yakın olmaları ve gereksiz yere botlarını kurutmak için tulumlarının içine sokmaları yüzünden oldu bu.

Gece 01:00 gibi kulübeye varıp bir şeyler atıştırdıktan hemen sonra yatmaya karar verdiğimizden saati de önce 07:00 ye kurduk (Bu arada yatmadan önce üst katta bir çadır daha olduğunu tesadüfen fark edip sesimizi azalttık) Fakat saat 07:00 olmadan önce yağışın ve rüzgarın arttığını duyabiliyorduk. Korktuğum kadar değildi açıkçası. Çünkü raporlarda şiddetli yağış diyordu ama bu yağış Uludağ için artık klasik sayılırdı. Yine de yer yer hızını arttıran rüzgara rağmen sis ya da sisin dağıldığı yerde yağışın yoğun olması dolayısıyla Büyük Zirve için biraz daha beklemeye karar verdik. Şahin saati önce 08 e kurdu, 08 olunca 09 akurdu falan derken vaz geçip yatmaya devam ettik. Sabah yanlış hatırlamıyorsam 11 gibi kalktık ve yine bir şeyler atıştırıp sırttan aşağı doğru inmeye başladık. Uludağın sabah inişleri mükemmel oluyor. Her mevsim ayrı güzel. Özellikle çıkarken sağda, inerken solda kalan ve çoğunun ismini bile bilmediğim vadiler, uzak köyler ve yerleşim yerleri her mevsim bir başka güzel. Zirve yine olmadı ama kimin umurunda? Şahinden kaynaklandığı düşünülüyor. O geldiği zaman zirve olmuyormuş. Neyse, yine dağdaydık hiç değilse…

Cevapla