Duyurular
Anasayfa » Faaliyet Raporları » 2011 » Norveç Galdhøpiggen (2469m) Faaliyeti
Zirve ve Kulübe
Zirve ve Kulübe

Norveç Galdhøpiggen (2469m) Faaliyeti

Norveç Galdhøpiggen (2469m) Solo Faaliyeti (1-3 Eylül 2011)

Yazan: Bora Akaydın

01 Eylül 2011

Sabah 8:40’da THY’nin Oslo seferiyle Norveç’e uçtum. Amacım, konferans için gittiğim Norveç’te dağcılık yapmak, Øystein Sevåg’ın Norwegian Mountains şarkısında bahsettiği dağlarını tanımaktı. Planım bir gün Norveç’in en yüksek zirvesi olan Galdhøpiggen’e, ertesi gün de çok yakınındaki ikinci en yüksek zirvesi olan Glittertind’e tırmanmaktı ancak gitmeden önce aldığım son hava raporlarında Galdhøpiggen’den döndüğüm gece ve ertesi 2-3 gün yağış göstermekteydi. Solo gittiğimden çadır yerine bivak torbası götürecektim, o yüzden ıslak bir kaç gece geçirecektim ve bu durum canımı sıkıyordu. Her zaman olduğu gibi planı burada yapıp gitmektense yağış durumuna göre orada karar vermeyi uygun buldum.

 

Norveç’e inip beni Norveç’in Aladağları olan Jotunheimen Nasjonalpark’a en yakın kasaba olan Lom’a görüecek olan otobüsü beklemeye başladım. Norveç’te Telenor ile Turkcell’in anlaşması var. Havaliman’ından Lom’a gitmek için 148 numaralı hat olan Gudbrandsdalekspressen otobüsüne bindim. Lom’a giden bir de 147 numaralı hat Nordfjordekspressen otobüsü var. Havalimanından Lom yaklaşık 5sa sürüyor ve 370 kron tutuyor (3kr = 1tl, yani 125 tl yaklaşık). Lom’da indiğimde saat yaklaşık 19:50 idi ve pek çok  Avrupa ülkesi gibi açık dükkan hatta turizm danışma bürosu bile bulmak zordu.

Jotunheimen Bölgesi

Jotunheimen Bölgesi

Jotunheimen bölgesi çok turistik bir yer olduğundan bölgede daha çok dağ evleri var. Diğer milli parklarda hizmet bulunmayan kulübeler mevcut ancak Jotunheimen’da bu kulübeler çok az ve uzak yerlerde. Yol üzerinde iki dağ evi var. Biri Juvashytta diğeri de Spiterstulen. Ben Spiterstulen’da kalmayı tercih ettim. Juvashytta Glittertinden’e; Spiterstulen, Galdhøpiggen’e yakın ancak zaten bu iki yerin araları yürüyerek 20dk civarı.

 

Otobüste benle aynı yerde kalacak iki Norveçli bayan oraya o saatte ulaşmanın tek yolunun taksi olduğunu söylediler. Parayı bölüşecek şekilde taksiye bindik. Norveç’te taksi pahalı. Lom – Spiterstulen arası 32km ve 800kron tutuyor (266 tl). Geceyi Lom’da geçirecek yer bildiğim kadarıyla yok, (Lom 2000 nüfuslu bir kasaba ancak girişinde bir spor merkezinde ufak bir tırmanış duvarı var.) ancak Lom’a yakın Sjoa ve Bøverdalen’da hosteller var. Ayrıca Lom’da tırmanış ve spor malzemeleri satan bir dükkan var. Buradan yakıt kartuşu temin edilebilir. Ben otobüsten iner inmez taksiye bindiğimden bunları dönüşte Lom’u gezerken öğrenmem şanssızlık oldu. Ayrıca Lom’dan milli parka gündüzün günde 2 sefer otobüs var.

 

Spiterstulen

Spiterstulen

Spiterstulen’da kalacak yer pahalı ayrıca da turizm sezonunda yer bulmak zor, önceden ayırtmak gerekiyor. Tulumla geceleyebileceğim dorm odaları bulunmadığından çadır yerinde kaldım. Çadır yerinin geceliği 50kron. Bu ücretin içinde duş, tuvalet ve su dahil. Çadır yerleri akarsuyun diğer tarafında. Yanımda gaz bulunmadığından biraz peksimet yedim. Ertesi gün erken kalkacağımdan ve yapacak pek de bişey olmadığından erkenden uyudum.

 

Klasik rotadan bir görüntü

Klasik rotadan bir görüntü

02 Eylül 2011

Sabah 7de uyandım. Bulutsuz ayaz bir gecede bacaklarım bivakta biraz üşümesi dışında bir sorunum yoktu. Gece yaklaşık 8-10 derece civarındaydı. Torbadan çıkıp bir kaç peksimet yedim, zirve çantamı hazırladım. Kask, bivak, kazma, baton, krampon, bir polar ve yedek eldivenle saat sekize biraz kala yola çıktım. Kamp yerinin az yukarısında başladığını tahmin ettiğim patikaya doğru gözüme kestirdiğim bir yerden yürümeye başladım. Biraz ileride patikayı buldum. Milli parklarda patika dışında yürümek bitkilere zarar vereceğinden patika dışına çıkmak hoş karşılanmıyor. Ayrıca patika işaretleri ve babalar oldukça sık aralıklı ve belirgin. Kamp alanının biraz üzerinde patika bitiyor ve moren başlıyor ancak hala babalar var. Kısa bir etapta sert kar vardı. Morende yürümekten çok sıkıldığımdan sert kara rast gelmek oldukça sevindirmişti ancak sert kar etabı 30m kadar sürüyor ve krampon bile takmaya değmeyecek uzunlukta. Daha sonra rota bir sırt hattından devam ediyor. Sırt hattının sağ tarafında Galdhøpiggen’in buzulu var. Yaklaşık 1km uzunlukta; Eylül ayı olduğundan çatlaklarının çoğu belirgin ve sonu kaya etabıyla biten bir buzul. Lenin’de buzula fazlasıyla doyduğumdan ve daha önemlisi tek başıma buzula girmeyi göze almadığımdan klasik rotasından ilerledim. İnternette okuduğum kaynaklarda buzul rotası için 2-3sa, klasik rota içinse 4-5sa süre veriyor. Sırt hattını geçtikten sonra ileride bir zirve görünüyor ancak bu zirve Keilhaus Topp olduğunu düşündüğüm zirve. Bunu zirveye varınca ilerisinde gördüğüm babalardan ve asıl zirvenin tepesinde bulunan kulübeyi gördüğümde anladım. Zirveden 30m kadar irtifa kaybedip bir bele ve belden de Galdhøpiggen’e bağlanıyor. Buzuldan gitmek isteyenler için iki seçenek var, uygun malzemeyle ve partnerle gelmek yada Juvashytta’dan rehber kiralamak. Ücreti konusunda dağ evinden bilgi alınabilir.

 

Buzul Rotası

Buzul Rotası

Belden iner inmez bir fırtına bulutuna girdiğimden görüşü kaybettim ve babalara bakarak körlemesine ilerledim. Yaklaşık 20dk önümde biri daha tırmanıyordu, bulutun içinde o adamla karşılaştık. Zirveyi yapmış geri dönüyordu. Onu gördükten sonra zirve yolunda tamamen yalnız kaldım ve tek başıma bir psikolojik baskı altına girdim. Oraya kadar gitmişken devam edip zirve yapacak yada zirveyi gördüğüm halde fırtınada geri dönecektim. Babalar belirgin olduklarından, bir babanın yanında diğerini göremeyecek duruma gelene kadar ilerlemeyi ve diğer babayı göremezsem dönmeye karar verdim. Bu kararı vermemden üç baba sonra zirvedeki kulübe göründü. Zirveye yaklaşık 4sa civarında vardım. Zirvede bir kaç fotoğraf çektim, kulübenin etrafında dolandım. Zirvede bir tablaya takılı dürbün ve tabla üzerinde de çevredeki çeşitli zirvelerin hizalarında işaretler var ancak görüş çevrede sisten başka birşey görünmüyordu ve kar yağışı başladı. Dönüşte kuvvetli rüzgarda ellerimi dondurmak üzereyken yedek eldivenlerimi taktım. Tekrar bele geldiğimde zirveye giden bir kaç insanla karşılaştım. Açıkçası normalde Aladağlar gibi sıkça gidebildiğimiz bir yer olsa o havada tereddütsüz döneceğimiz bir rotada Norveçlilerin zirveye ilerlemesi beni şaşırttı. Belden sonra tekrar Keilhaus Topp’a ilerlerken bulutun içinden çıktım ve hava normale döndü. Biraz daha ilerleyip irtifa kaybettikten sonra rüzgar da kesildi ve sıcaklık artınca polar fazla gelmeye başladı.

 

Zirve ve Kulübe

Zirve ve Kulübe

İnişte başka insanlarla da karşılaştım. 3-5-9-15 derken sayıları 50-60 civarını bulunca saymaktan vazgeçtim. Bundan bahsetmekteki amacım şu; bizler Çamardı’nda hatta Niğde merkezde dağcılık mağazası yada yakıt kartuşu bile bulamazken adamların 2000 nüfuslu kasabasında tırmanış duvarı bile bulunması, bizim berbat dediğimiz havada insanların yaşlı, genç, çocuk zirveye gitmeleri sürekli bizde neden olamıyor sorusunu sormama neden oldu.

 

Yaklaşık 3.5 saatlik bıktırıcı moren inişinden sonra tekrar bivak yerime vardım. Güneşli parçalı bulutlu havada bir süre matı dışarı serip dinlendim ancak zirvede karşılaştığım bulut o süre zarfında kampın üzerine indi. Bir ara uyuyakaldıktan sonra üzerime damlayan yağmurla uyanıp bivağa geçtim. 18:00 gibi uçakta verilen tereyağı ve reçelle biraz daha peksimet yedim ve uyumaya devam ettim. Bivağın ağzını iyice kapatarak sağanak yağmamasını diledim. Kah bivak içinde bunalıp, kah kafam dışarıdayken kafama damlayan yağmur damlalarıyla uyanarak ıslak ama rahat gece geçirdim. Bulutlu havadan dolayı ayaz olmadığından üşümedim.

 

03 Eylül 2011

Sürekli uyanıp tekrar uyuduğumdan bir yerden sonra yeter artık diyip 6:30 gibi kalkıp bivak ve diğer malzemeleri toparladım. Yağmur şiddetli olmasa da yağmaktaydı. Ben uyandığımda 5-6 otobüs ve bu otobüslerden inen yaklaşık 300’e yakın insan haftasonu Galdhøpiggen’e o havaya rağmen çıkmak için gelmişti. Bense hava kötü diye (aynı zamanda konferansın ilk gününe yetişmek zorundaydım) Glittertind’e gitmekten vazgeçmiş şehre dönüyordum. Dönme kararı vermemde üç gündür peksimet yiyor olmanın da etkisi vardı elbette. Dönerken resepsiyondan çıkış yapmak gerekiyor, yoksa bir takın sıkıntılar yaşanabiliyormuş. Dönüşte yine araç bulma sıkıntısı vardı çünkü haftasonu çok fazla gelen olduğundan otobüsler dolu dönüyorlar. Resepsiyondaki görevli ne kadar yüküm olduğunu görmediğinden bana geldiğim 32km’lik yolu geri yürümemi tavsiye etti. O anda daha iyi bir seçeneğim olmadığından yürüyüşe başladım ancak şansa beş dakika sonra dönmekte olan bir araça otostop çektim, beni aldı ve salimen Lom’a indim.

 

 

Notlar:

 

Cevapla