Duyurular
Anasayfa » Genel » Alpinizm Tarihi Söyleşisi
Alpinizm Tarihi Söyleşisi

Alpinizm Tarihi Söyleşisi

En azından,onca yaşam ve mutluluğu borçlu olduğum bu dağlar dünyası, daha aklı selim bir neslinin mirası olarak, insan umudunun yıkıntıları üzerinde yükselebilecek.”
                                                                                                                 Eric E. Shipton

Alpinizm tarihini yakından ve farklı bir pencereden dinlemek isteyenlere;

Sayın Ali Değer Özbakır’ın anlatımıyla “ Alpinizim Tarihi Söyleşisi ”, YTÜDAK ev sahipliğinde 21 Nisan 2016 Perşembe günü gerçekleştirilecek.

Yer: Yıldız Teknik Üniversitesi Yıldız Kampüsü B-302 Dersliği
Tarih: 21.04.2016- Perşembe
Saat: 19:00

Etkinlik Facebook sayfamız için tıklayınız.

*Söyleşiye üniversitemizin dışından katılmak isteyen kişilerin aşağıdaki katılımcı formunu doldurmaları gerekmektedir;
Katılımcı formu için tıklayınız.

İletişim:
Şükrü Sarı:05426235108
Efkan Özer:05065552493

 

Les Alpinistes’den bir alıntı;


– Artık Alpinizm diye bir şey yok!
– Bak sen?
– Elbette, bitti işte!
Alpinizm günümüzde para ve organizasyon sorunundan başka bir şey değildir.
– Örnegin zengin ve organize bir ihtiyarın Eiger´in Kuzey Yüzüne tırmanabileceğine gerçekten inanıyor musun?
– Belki bir ihtiyarın değil, ama yeteri kadar sağlıklı ve iki veya üç bin kere ayni hareketi yenileyebilecek kadar zeki bir insanın evet…
– Hangi hareketmiş bu?
– Çok basit bir hareket; hiç jumar diye bir seyden bahsedildiğini duydunuz mu?
– Evet evet, sabit bir hat üzerinde tırmanabilmeni sağlayan elle tutulabilecek kadar büyüklükte bir metal parçası: Çıkarken ip üzerinde kayar ve asağı dogru çekildiği zaman sıkışır. Çok dahice.
– Gerçekten de çok dahice; çünkü zirveden doğru gelen bir sabit hat, Eiger´in kuzey yüzünü çıkmaktan zevk alan veya çıkmakla ilgilenen kişilere bu imkani saglamak için yeterli olacaktır.
Bir çift ‘jumar’ ve haydi bakalım. Aynı anda bir ayağınızı ve kolunuzu kaldırın, otuz santim çıktınız. Bu işlemi diger ayağınızla yenileyin ve gerisi aynı…
– Oh! Bu kadar da basit degil, bu korkunç yorucu bir şey…
– Acele etmemek yeterli olacaktir.
– Ve heyecan verici. Kendinizi bir ipin ucunda, beş veya altı yüz metre bosluğun üzerinde sallanırken görebiliyor musunuz?
– Ben? Hayir? Bu beni ilgilendirmiyor. Serbest tırmanışı tercih ederim. Bu en azından sizin dediğiniz gibi ipin ucunda sallanmamı engeller.
– Ve şayet ilerleyemezseniz?
– Çok zorluysa, kendi kendime benden daha kuvvetli veya daha kurnaz biri belki bir gün başarır diyerek geri dönerim. Ana ipler üzerinde kendimi çekerek bir rotanın tırmanışını yapmak mı? hayır tesekkür ederim.
– Bunlar klasik Himalaya tekniklerinin Alpler´e uyarlanmasından başka bir şey değildir.
– Ben daha çok Alpinist tekniklerin Himalaya tipi problemlere uyarlanmasını tercih ederim.
– Yani siz Himalayalar´daki stile karşı mısınız?
– Bu bana yol silindirini hatırlatıyor.
– Siz bir Alpinistin bütün ekipmanını sırt çantasında taşıyarak Everest´e tırmanabileceğine gerçekten inanıyor musunuz?
– İyi de bu ipleri yerine koymak için birilerinin bu tırmanışı yapması gerekli değil mi?
– Şüphesiz. Ama şeye izin varsa bunun özgürlüğü nerede?
– Bu sizin ahlak anlayışınız. Herkesin kendine göre bir ahlak anlayışı var. Ahlakın bununla bir ilgisi yok. Bütün herkes, önemli bir ekip ve malzeme toplayabilecek kadar para yatırabiliyorsa, zirveden dogru gelen bir çizgi çekerek, yeni bir rota, ideal bir rota açabilir.
– Comici, ideal bir rotayı zirveden bırakılan bir su damlasınınn izlediği bir yolla karşılaştırmıştı.
– Biliyorum; ama Comici, kayalığın zayıf noktalarını kullanıyordu ve O´nun kullandığı sikkeler namuslu sikkelerdi.
– Nasil yani? Namussuz sikkeler de mi var?
– Elbette! Onlara ‘bolt’ diyorlar. Teknik ise bir mutfak dolabını beton duvara sabitlerken kullandığının aynısı: Duvara bir delik, bir dübel, iyi bir vida. Bununla her yerden geçebilirsiniz. Bonatti bile bu aşırılığın getirdiği çöküşten bahsetmisti.
– Abartıyorsunuz.
– Hayır, abartmıyorum. 1966´da Eiger´in Kuzey Yüzünde olanlara bakın. Üstesinden gelebilmek için her şeyi yaptılar. Üç ekip yaklaşık on metre ilerledikten sonra sıcak otellerine iniyorlar; sonra geri dönüyorlardı. Böylece işin devamını taze adamlara bırakıyorlardı. Sonuçta 1600 metre sabit hat, 500 sikke ki, 3 metreye ortalama bir tane düşüyordu ve 30 günlük iş… Siz buna Alpinizm mi diyorsunuz? Bir gazeteci bundan ‘duvarcılık’ olarak bahsetmişti.
– Amma çarpıttınız! Biliyorsunuz bu sadece basit bir formalite.
– Doğru, biraz çarpıttım; ama siz de yadsıyamazsınız ki bu tırmanış gayet hantal ve kaba tekniklerle gerçekleştirilmişti. Birinci ekiptekiler ip hattını yüklerin taşınması ve diğer üyelerin ilerleyebilmesi için hazırlamışlardı.
– Neden olmasın?
– Çok saçma!
– Bana bunun imkansız olduğunu ispatladığınız zaman, yapay tırmanışı kabul edeceğim.
Şimdilik reddediyorum.
– Siz geri kafalısınız.
– Ve siz de gerilemektesiniz.

*** Les Alpinistes adlı kitaptan 1996 yılında Emre Bengisu´nun yaptığı ve YTÜDAK Bülten’de yayımlanmış çeviridir. Mehtap Arslan tarafından elektronik ortamda düzenlenmiştir.

Saygılarımızla

Yıldız Teknik Üniversitesi
Dağcılık Kulübü